Psikodiyet Nedir? Diğer Diyetlerden Farkları

Kilo problemi günümüz dünyasında sıkça görülen bir problem olarak hız kesmeden ilerlemeye devam etmektedir. Kulaktan kulağa yayılan diyet listeleri, bir arkadaşa çok iyi geldiği için denenen diyet tarifleri; bunlar işe yaramadığı zaman ise bireyin kendini aç bırakması ve sonunda gelen yeme krizleri… Bugün bu saydığımız sorunlara iyi gelen, diyetin psikolojiyle birleştiği bilimsel diyet programı olan psikodiyeti ele alacağız.

 

Psikodiyet denilince akla gelen soruları yanıtladığımız yazımızda psikodiyetin diğer diyetlerden farkını da açıklayarak açlığın yalnızca bedenen değil ruhen de olduğunu, kilo veriminin psikolojiyle çok yakından ilişkili olduğuna değiniyoruz.

 

Psikodiyet Nedir?

 

 

İçerisinde diyet ve psikoloji alanını barındıran, biyopsikososyal açıdan bedensel, ruhsal ve çevresel etkileşimleri inceleyen bilimsel bir diyet programıdır. Psikodiyetin temel amaçları olarak kilo verilimi, verilen kilonun korunması gibi hususlar sayılabilirken işin daha psikolojik kısmında ise özgüven geliştirme, insanın kendisiyle barışması gibi amaçlar sayılabilmektedir.

 

Psikodiyetin Özellikleri Nelerdir?

 

  • Psikodiyet yalnızca diyetisyenle yürütülen bir süreç değildir. Bu süreçte psikiyatr, pedagog ve konuşma terapistleri gibi psikoloji alanında uzman kişilerden de yardım alınmaktadır.
  • Psikodiyet sürecinde yalnızca verilecek kiloya odaklanılmaz. Bedeninizde eksilmeler olurken ruhunuzu da doyurarak ilerlemek hedeflenir.
  • Psikodiyet, bir dönem uygulanan bir diyet programı değildir. Daha çok bireyin sağlıksız beslenmesindeki etkenlerin üzerinde durarak bunları ortadan kaldırmayı ve bireye sağlanılan sağlıklı beslenme alışkanlığını sürdürülebilir kılmayı amaçlamaktadır.
  • Psikodiyet, bireyin aynadaki yansımasıyla kendini barıştırarak bununla başa çıkması konusunda da yardımcı olmayı ana hedeflerinden biri saymaktadır.

Ne Zaman Psikodiyete Başvurulmalıdır?

 

Her bireyin sevdiği veya sevmediği şeyler farklılık göstermektedir. Bu durum beslenmeye de yansımaktadır. Bu nedenle her bireyin beslenme programı kendine özgüdür. Bir yerde okunan bir diyet programı veya tanıdık vasıtasıyla öğrenilen bir diyet programı her bireyde aynı etkiyi yaratmayacaktır. Bu gibi durumlarda birey sorunun kendi bedeninde olduğunu, aldığı kiloların asla verilemeyeceğini düşünebilir. Oysa diyet programları bireylerin kendilerine özgü oluşturulmalıdır.

 

Yanlış diyet programlarıyla geçirilen sürelerde bireyler duygularını gerektiği gibi dış dünyaya yansıtamayabilmektedir. Bu gibi durumlarda da birey bir dışavurum olarak yemek yemeye daha çok sarılabilmektedir. Burada mücadele alanı bedendir ve gün geçtikçe daha da kilo alma sonucunda bireyin sosyal yaşantısında istenmeyen durumlar oluşabilir. Bu durumda devreye psikoloji ve diyetin arasındaki basamak olan psikodiyet girmektedir.

 

 

Psikodiyet, bilinçli yeme davranışı geliştirerek bireyleri girdikleri ruh halinden sıyırmayı ve bu farkında yeme davranışını sürdürülebilir kılarak hayat boyu gerek ruhsal gerekse bedensel olarak sağlıklı yaşatmayı hedeflemektedir. Birey daha sağlıklı bir yaşam isteyip bunu bir türlü başaramıyor, aynada gördüğü yansımasıyla barışamıyor veya daha öncesinde giriştiği diyetlerdeki başarısız sonuçları kendine bağlayıp sürekli bunları düşünüyorsa, kilo kontrolünü sağlayamadığından sürekli yiyor ve sonrasında bundan pişman olmasına rağmen kendini durduramıyorsa psikodiyete başvurabilir.

 

Yalnızca psikodiyet ve diğer tüm diyetlerin bir uzman kontrolünde başlanılması ve sürecin onlarla birlikte ilerletilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

 

Psikodiyet Süreci Nasıl İlerler?

 

Psikodiyet bir ekip işidir. Öncelikle birey dahiliye doktoru ile görüşerek bulgularına bakılır ve sonrasında bir diyetisyene yönlendirilir. Diyetisyen ile yapılan ölçümler, vücut analizleri ve klinik bulgular sayesinde bireye kendi bedenine ve yaşam tarzına uygun bir diyet programı hazırlanır. Son adım olarak ise psikolog devreye girer. Bireyin ruhuna dokunan psikolog bireyde varsa yeme bozukluğu, vücudunu beğenmeme, yeme atakları ve bireyin yaşadığı krizleri en aza indirgeme ve yok etmek amacıyla bir sürece girilir. Yapılan tüm değerlendirmeler sonucunda bireye uygun şekilde kişi psikodiyet sürecine katılabilir.

 

Psikodiyetin Diğer Diyetlerden Farkları Nelerdir?

 

Psikodiyet diğer diyetlerden farklı olarak yalnızca diyetisyen kontrolünde ilerleyen bir durum değildir. Psikodiyette psikolog da diyetisyen kadar önemli bir rol oynamaktadır. Aynı zamanda psikodiyet çoğu diyet gibi yalnızca kilo verimine odaklanmaz. Burada daha önemli olan mevzu, bireyin kıramadığı olumsuz düşüncelerini kırarak kilo verdirmek ve verilen kilolarla sağlıklı bir yaşamı bireye kazandırmaktır.

 

 

 

 

 

Postpartum Depresyon Nedir? Belirtileri ve Tedavisi Nedir?

Postpartum depresyon, anne ve bebeğin sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan bir durumdur. Ancak etkili tedaviler mevcuttur. Tedavi seçenekleri arasında terapi (bireysel terapi, grup terapisi veya aile terapisi), ilaç tedavisi ve destek grupları bulunur. Ayrıca, sağlıklı bir yaşam tarzı, yeterli uyku ve destek almak da önemlidir.

Postpartum depresyonun önlenmesi ve tedavisi için destek almak önemlidir. Bu destek, aile üyelerinden, arkadaşlardan, sağlık uzmanlarından veya destek gruplarından gelebilir. Ayrıca, anne adaylarının hamilelik ve doğum sonrası süreçte duygusal ve mental sağlıklarını korumak için önleyici önlemler almak da önemlidir. Peki anneyi bu kadar etkileyen Postpartum Depresyon Nedir? Belirtileri ve Tedavisi Nedir? Hepsi detaylarıyla birlikte bu yazımızda!

 

 

Postpartum Depresyon Nedir?

 

Gebelik bir kadının hayatındaki vücudunu zorlayan anlardan biridir. Postpartum Depresyon Nedir? Bu dönemde anne bedenini nasıl anlayabilir? Yanıtı aslında basittir. Bu dönemde kadın vücudundaki hormonlarda, dokular ve organlarda toplu olarak ani değişiklikler yaşanır. Eğer bu dönemde anne, aileden yeteri kadar destek alamazsa bunun sonucunda postpartum (doğum sonrası) depresyon açığa çıkabilir. Doğum sonrası depresyon anne ile birlikte bebeğin sağlığını da etkileyebilir. Yeni ebeveyn olan kişilerin bebek doğduktan sonra stres olması veya endişeli olmaları normal ve yaygın olsa da bu dönemde belirli desteği alamayan ailelerin bu sendromu yaşadıkları gözlemlenir.

 

Annenin bu dönemdeki yaşadıkları ve zorlanmaları birçok sebepten dolayı gözden kaçabilir. Bunların arasında kültürel, ekonomik sıkıntılar gibi nedenler bulunabilir. Bu yüzden ailelerin ve yakınların, yeni ebeveyn olmuş kişileri yakından takip etmeleri ve gerektiği anda gerekli tepkileri verebilmeleri beklenir. Bu hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından oldukça önemlidir.

 

Depresyon ile benzer belirtileri bulunur. Aynı depresyondaki gibi keyifsiz ve durgun olma söz konusudur. Hayattan zevk alamama, uyuyamama veya çok fazla uyuma bu belirtilerden birkaçıdır. Bundan farklı olarak postpartum sendromu annenin hissettikleri karşısında çocuğuna olan ilgisini kesmesine neden olabilir. Anne, bebeğine veya bir başka kişiye zarar verebileceğine dair takıntılı düşüncelere sahip olabilir. Daha ciddi durumlarda ise intihar veya başta bebeği olmak üzere bir başkasını öldürme düşünceleri, varsanılar gibi belirtiler öne çıkabilir.

 

Annenin bu dönemdeki düşünceleri belirli bir mantık üzerine koyamaması durumunda kafa karışıklığı yaşayabilir. Bunun sonucunda eş, aile veya yakınlar en kısa zamanda bir psikiyatri hekimine başvurmalıdır. Daha ciddi belirtiler gözlemlenmeden bu konuda yardım alınması savunulur.

 

 

Postpartum (Doğum Sonrası) Depresyon Belirtileri Nelerdir?

 

Doğum sonrası depresyon kadın ile bebeğinin arasındaki bağı büyük ölçüde etkileyen bir olaydır. Bu dönemde anne, böyle bir durumun oluşabileceğini bilmiyorsa kendi bedeni ile ilgili sorgulamaya girebilir ve kafa karışıklığı ile karşı karşıya kalabilir. Belirli semptomların araştırılması doğrultusunda bu kafa karışıklığı giderilebilir ve çözüme ulaşmak anne için daha kolay bir hale gelebilir.

 

Paspartum depresyon yaşayan ebeveynlerde hem fiziki hem de duygusal birkaç belirti gözlemlenebilir. Bu dönemde bebeğin sağlığını ve güvenliğini takıntılı sınırlara ulaşacak kadar merak etme ve endişe duyma yaşanabilir. Pek çok yeni ebeveyn doğumdan sonra yaşanan kaygı hissini ‘’kontrolden çıkmak’’ olarak tanımlayabilir.

 

Doğum sonrası kaygının bedende yarattığı birçok etki bulunur. Bunlardan birkaçı şu şekildedir:

 

  • İştah problemleri
  • Kaslarda gerginlik
  • Hareketsiz kalma
  • Mide bulantısı ya da mide ağrısı
  • Nefesin daralması
  • İştah problemleri
  • Kalp çarpıntısı
  • Kâbus görme

 

Duygusal etkiler ebeveynlerin kendilerinden çok başkalarına da yansımasına neden olabilir. Bu durum, hem aile içi huzuru hem de kişinin kendi sağlığını büyük ölçüde tehdit edebilir. Sürekli devam eden endişeli ruh hali kadını yormakla kalmaz aynı zamanda bebeğin sağlığını da etkiler.

 

Duygusal olarak hissedilen belirtiler şu şekildedir:

 

  • Asabiyet
  • Yoğun korku hissiyatı
  • Endişeli olma durumu
  • Takıntılı düşünceler

 

Postpartum (Doğum Sonrası) Depresyon Neden Olur?

 

Kadınların hamilelik sürecinde hormonlarında ciddi bir artış meydana gelir. Peki postpartum depresyon neden olur? Nedeni kısaca şöyle açıklanabilir: doğumla birlikte tüm oranlar doğum öncesine döner. Doğum sonrası depresyon, yeni annelerin yaşadığı ciddi bir duygusal rahatsızlıktır ve doğum sonrası dönemde ortaya çıkabilir. Bu durum, genellikle doğumdan sonraki ilk birkaç hafta veya ay içinde ortaya çıkar. Doğum sonrası depresyonun pek çok karmaşık nedeni olabilir ve her kadının deneyimi farklılık gösterebilir.

 

Doğum sonrası dönemde, hormon seviyelerinde ani ve dramatik değişiklikler meydana gelir. Özellikle östrojen ve progesteron seviyelerindeki düşüş, birçok kadının duygusal dengeyi etkileyebilir ve depresyon riskini artırabilir. Özellikle ailede genetik bir yatkınlık varsa bu durum daha kolay etkilenebilir hale gelir. Yatkın olan kişilerin doğum sonrası depresyonu daha kolay yaşadığı gözlemlenmiştir.

 

Doğum, fiziksel ve duygusal açıdan oldukça stresli bir dönemdir. Doğum sürecinde yaşanan karışıklıklar, bebeğin sağlık sorunları veya beklenmedik bir şekilde zorlu bir doğum, annenin stres seviyelerini artırabilir ve depresyon riskini artırabilir.

 

Yeni bir bebeğin getirdiği sorumluluklar ve yorgunluk, annenin sosyal destek ağını zorlayabilir. Yalnızlık hissi ve sosyal izolasyon, doğum sonrası depresyon riskini artırabilir. Bazı kültürel olarak farklı ailelerde bu durum gözden kaçabilir veya küçümsenebilir. Bunun sonucunda annenin daha fazla izole kalması ve kendini yalnız hissetmesi muhtemeldir.

 

 

Ayrıca daha önce depresyon, anksiyete veya başka bir ruh sağlığı sorunu yaşamış olan kadınlar, doğum sonrası depresyon riski altında olabilirler. Bu tür geçmiş deneyimler, yeni annenin duygusal dengeyi korumasını zorlaştırabilir. Yeni bir bebeğin bakımıyla ilgili endişeler, uyku eksikliği, işe geri dönme baskısı ve vücut imajıyla ilgili endişeler gibi doğum sonrası stres faktörleri, bir kadının depresyon riskini artırabilir.

 

Belirtilen tüm bu nedenler annenin sağlığını etkilemekle kalmaz özellikle bebek olmak üzere çevredekileri de etkiler. Fakat unutulmamalıdır ki her kadının vücudunun farklı olduğu gibi bu olaya da verdiği tepkiler kişiden kişiye değişebilir.

 

Postpartum Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?

 

Doğum sonrası dönem, yeni anneler için birçok duygusal ve fiziksel değişikliklerle dolu bir zaman dilimidir. Ancak, bazı kadınlar bu dönemde postpartum depresyon denilen ciddi bir duygusal rahatsızlıkla karşı karşıya kalabilirler. Postpartum depresyon, doğum sonrası ilk birkaç hafta veya ay içinde ortaya çıkabilir ve semptomları arasında hüzün, çaresizlik ve endişe yer alır. Bu durum, annelerin günlük yaşamlarını etkileyebilir ve bebeğin bakımıyla başa çıkmalarını zorlaştırabilir. Ancak, doğru tedavi ve destekle, bu durum yönetilebilir ve iyileşme mümkündür.

 

Postpartum Depresyon Nasıl Tedavi Edilir? Bu sorunun araştırmasını birçok uzman üstlenmiştir ve belirli yöntemler sunmuşlardır. Postpartum depresyonun tedavisinde çeşitli yöntemler kullanılabilir. Birincil tedavi seçenekleri genellikle antidepresan ilaçlar ve psikoterapiyi içerir. Antidepresan ilaçlar, beynin kimyasal dengesini düzenleyerek depresyon semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir. Bu ilaçlar, genellikle bir psikiyatri uzmanı tarafından reçete edilir ve ilacın türü ve dozu kişinin durumuna göre belirlenir.

 

Psikoterapi veya terapi de postpartum depresyonun tedavisinde önemli bir rol oynar. Bireysel terapi veya grup terapisi gibi terapi seçenekleri, annelerin duygusal destek almasına ve duygusal zorluklarla başa çıkma becerilerini geliştirmesine yardımcı olabilir. Terapistle yapılan konuşmalar, annelerin duygusal iyileşme sürecine katkıda bulunabilir ve olumsuz düşüncelerle başa çıkma stratejilerini öğrenmelerine yardımcı olabilir.

 

 

Destek grupları da postpartum depresyonla mücadelede etkili bir destek kaynağı olabilir. Bu gruplar, benzer deneyimler yaşayan kadınlar arasında dayanışma ve anlayışı teşvik eder. Bu gruplara katılan anneler, duygusal destek alırken kendilerini izole hissetme riskini azaltabilirler.

 

Yaşam tarzı değişiklikleri de postpartum depresyonun yönetiminde yardımcı olabilir. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmek, yeterli uyku almak ve stres yönetimi tekniklerini uygulamak, annelerin ruh sağlığını destekleyebilir.

 

Sosyal destek de tedavinin önemli bir parçasıdır. Aile üyeleri, arkadaşlar ve partnerler, annelerin duygusal destek almasına ve günlük sorunlarla başa çıkmasına yardımcı olabilirler. Sosyal destek, annelerin kendilerini daha desteklenmiş ve anlaşılmış hissetmelerine yardımcı olabilir.

 

Postpartum depresyonun tedavisi kişisel ihtiyaçlara ve semptomlara göre değişebilir, bu nedenle bir psikiyatri uzmanı ile işbirliği yapmak önemlidir. Ancak, uygun tedavi ve destekle, anneler postpartum depresyonla başa çıkabilir ve duygusal iyileşme sürecine girebilirler. Bu nedenle, yaşadıkları duygusal zorluklarla başa çıkmak için yardım almak isteyen annelerin tereddüt etmeden profesyonel yardım aramaları önemlidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri ve Yaklaşımlar

Ebeveynlerin evliliğini sonlandırdığı süreç olan boşanmanın çocuğa etkileri nelerdir, neler yapılabilir? Tüm detayları ile anlatıyoruz!

 

Anne ve babanın boşanması en fazla çocukları etkileyen bir süreçtir. Doğduğundan beri anne ve babası ile yaşayan çocuklar, bu durumu kabul etmeyip tepki gösterebilmektedir. Süreci en doğru şekilde yönetmek için anne ve babanın anlayışlı bir tutum sergilemesi gerekmektedir.

 

Her çocuğun boşanma sürecine yaklaşımı farklıdır. Ebeveynlerin zorlandığı noktalarda uzmanlar tarafından destek alması önemlidir.

 

Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkisi Nelerdir?

 

Boşanma sürecindeki ebeveynler, çocukları adına endişe duymaktadırlar. Bazı ebeveynler, durumu nasıl yöneteceğini bilmeyebilir. Dolayısıyla, istemeden fazla çekişmeli bir ortam yaratan anne-baba, çocuklarının öfkeli, huzursuz, mutsuz ve olağan dışı hareketler de bulunmasına yol açabilmektedir.

 

 

 

Boşanmanın çocuğa etkileri, uzun vadede ortaya çıkabileceği gibi anlık tepkiler de yaratmaktadır. Bu süreçte, ebeveynler çocuklarına karşı tutumlu olmalıdır. Boşanmış aile çocukları üzerinde görülebilecek olası psikolojik problemler aşağıda listelenmiştir:

 

  • Anksiyete ve Depresyon
  • Kaygı Bozukluğu
  • Davranış Problemleri
  • Sosyal İzolasyon
  • Uyku Problemleri
  • Yeme Problemleri
  • Enürezis (Altını Islatma)
  • Duygusal İfade Zorluğu
  • Madde Bağımlılığı
  • Okul Problemleri

 

Boşanmanın çocuk üzerindeki etkisi bireysel farklılık gösterir. Bazı çocuklar hiçbir tepkiyi göstermezken bazı çocuklarda birden fazlası görülebilir. Ebeveynlerin, her koşulda anlayış ve sevgiyle yaklaşmaları, gereken noktalarda ise destek almaları önemlidir.

 

Boşanmanın Psikolojik Etkileri Nasıl En Aza İndirilir, Neler Yapılabilir?

 

 

Boşanmanın çocuğa etkileri derin ve duygusal bir psikolojiye sahip olabilir. Anne ve babanın evliliğinin sona ermesi, çocuklar için güvenli bir ev ortamını kaybetmek anlamına gelir. Bu da onları korkutabilir ve belirsizlik duygusuyla başa çıkmakta zorluk çekebilirler.

 

 

Boşanma, çocukların geleceklerini ve aile dinamiklerini yeniden yapılandırma ihtiyacını da beraberinde getirir. Bu süreçte, çocukların duygusal ihtiyaçlarına duyarlı olmak ve onların duygularını ifade etmelerine izin vermek hayati önem taşır.

Aynı zamanda, ebeveynlerin sağlam bir iletişim ve işbirliği içinde olmaları, çocukların bu süreci daha sağlıklı bir şekilde atlatabilmelerine yardımcı olur. Boşanma ve çocuk arasındaki ilişkiyi anlayarak izleyebileceğiniz adımlar aşağıda belirtilmiştir.

 

  1. Açık ve Dürüst İletişim: Çocuklarla boşanma süreci hakkında açık ve dürüst bir iletişim kurmak önemlidir. Onlara tüm süreci anlatmak ve duygularını ifade etmelerine izin vermek daha kolay adapte olmalarına yardımcı olur.
  2. Çocuğun Duygularına Saygı Göstermek: Çocuğun yaşadığı duyguları dikkate almak ve onları anlamak gerekmektedir. Öfke, hüzün, endişe gibi duyguları kabul etmek ve onlara destek olmak, çocuğun duygusal iyiliğini destekler.
  3. Stabil ve Güvenli Bir Ortam Sağlamak: Boşanma sürecinde, çocuğun yaşam alanında stabil ve güvenli bir ortam sağlanmalıdır. Rutinlerin korunması ve çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması, onların duygusal dengesini korumaya yardımcı olabilir.
  4. Ebeveynler Arası İşbirliği: Boşanma sürecinde ebeveynler arasındaki işbirliği ve uyum önemlidir. Ebeveynler, çocuğun ihtiyaçlarına odaklanarak ortak kararlar almalı ve çocukları için birlikte hareket etmelidir.
  5. Profesyonel Destek Almak: Boşanma sürecinde, çocuklar ve ebeveynler için profesyonel destek almak önemlidir. Psikologlar, terapistler veya danışmanlar, aile üyelerine uygun rehberlik ve destek sağlayabilirler.
  6. Diğer Aile Üyelerinden Destek Almak: Boşanma sürecinde, çocuklar için diğer aile üyelerinden (dede, babaanne, amca, teyze vb.) destek almak önemlidir. Bu kişiler, çocuklara duygusal destek sağlayabilir ve süreci daha kolay atlatmalarına yardımcı olabilirler.
  7. Olumlu Model Olma: Ebeveynler, boşanma sürecinde çocuklarına olumlu bir model olmalıdır. Onlara, zorlukları nasıl aşacaklarını, duygularını nasıl yöneteceklerini ve sağlıklı ilişkiler kuracaklarını öğretmek önemlidir. Bu durum, çocukların uzun vadede ilişkilerini olumlu yönde etkiler.
  8. Empati Kurma: Süreci en iyi şekilde anlamak için çocuklar üzerinden empati kurulmalıdır. Ebeveynler, çocukların yaşadıkları duyguları kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlamaya çalışmalıdır. Bu, çocukların duygularını daha iyi anlamalarına ve ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olur.

 

Boşanma Sürecinde Çocuk ve Sağlıklı İletişim

 

Boşanma sürecinde çocuk ile sağlıklı iletişimde kalmak önemli bir husustur. Aileler, çoğunlukla çocuklarının ne tepki vereceğini kestiremez. Boşanmada çocuğun psikolojisi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve aile dinamiklerine bağlı olarak farklılık gösterebilir. Küçük çocuklar genellikle korku, endişe ve kaygı yaşayabilirken, ergenlik çağındaki gençlerde öfke, isyan ve depresyon gibi daha karmaşık duygular ortaya çıkabilir.

 

 

Dolayısıyla, ebeveynlerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmak için duyarlı ve esnek olmaları önemlidir. Onların duygularını anlamak ve onlara destek olmak, boşanma sürecini daha sağlıklı bir şekilde atlatmalarına yardımcı olur.

 

 

 

 

Üstün Dökmen’in Sözleri Üzerine

Geçtiğimiz günlerde bir YouTube kanalına konuk olan Üstün Dökmen’in sözleri tamamen kişisel bir kanı olarak ele alınması gerekir. Benim görüşüme göre psikoterapi, ruhsal anlamda üçüncü bir kulakla dinleyen ve görünenin altında saklanan duygu ve düşünceleri fark etmenizi sağlayan bir çalışmayı gerektirdiği için bütün bunlar tamamen teferruatta kalmaktadır. Bir terapistin; baş örtüsü takması, saçlarını istediği renkte boyatması ya da dövme yaptırması gibi öne çıkan fiziksel özellikler, mesleki beceri ve bilginin önüne kesinlikle geçmemelidir. İnancını ve yaşama şeklini olabildiğince şeffaf yaşayamayan bir psikolojik danışmanın, mesleğini ne kadar etik ve nötr yapabileceği ayrıca bir tartışma konusu olmalıdır.

 

Tüm meslektaşlarımın sahip olduğu en temel ilkelerden birisi olan “kültürel hassasiyet” bu bakış açısıyla tamamen zıt düşmektedir. İlk terapötik ittifak kurulana kadar; tarafların kendi iç dünyalarında bu durum bir mesele teşkil etse de bu tamamen karşılıklı dönüştürülmesi gereken psikolojik bir meseleden ibarettir.

 

Bu söylemlerin, empatiden uzak ve ayrımcı bir zihniyeti deteklediğini düşünüyorum. Geçmiş yıllarda sadece baş örtüsü taktığı için; okula gidemeyen, kamu kurumunda çalışamayan ve doktora dahi muayene olamayan birçok vatandaşımız vardı. Ülke olarak bütün bu yaşananları geride bırakarak, tüm insanları tek bir paydada birleştirmeye çalışmak en çok kanayan yaralarımızdan biriydi. Günümüz Türkiye’sinde ise bu söylemler toplumsal yaraları tekrar kaşımaktan başka bir işe yaramayacaktır, hiç şüphesiz…

 

Ayrıca, herhangi bir ideolojik yargıya sahip hiçbir hekim, empati kısıtlaması yaşayamaz. Terapi odasında, kişisel tüm düşünce ve yargılarımızı kapının dışında bırakırız, çünkü buradaki odak noktası danışanın tamamen kendi sürecidir.

 

Özet olarak psikoloji, bu ayrıştırmaları kabul etmeyen, önyargısız ve empatik olmayı benimseyen ve savunan bir bilim dalıdır. Nasıl ki; kadınların veya erkeklerin karşı cinsten bir cerrah hekimine ameliyat olabilmesi son derece doğal bir durum ise, bir psikolojik danışmanın da kendi iç dünyasından bağımsız bir şekilde danışanına destek olması bir o kadar sağlıklı ve doğal bir hadisedir.

 

Uzman Psikolog Ayşe Coşkun Yılmaz

Test Post

Lorem Ipsum has been the industry’s standard dummy text ever since the 1500s, when an unknown printer took a galley of type and scrambled it to make a type specimen book. It has survived not only five centuries, but also the leap into electronic typesetting, remaining essentially unchanged.

It was popularised in the 1960s with the release of Letraset sheets containing Lorem Ipsum passages, and more recently with desktop publishing software like Aldus PageMaker including versions of Lorem Ipsum.